Dost
New member
“Eski Hamam Eski Tas” Atasözü mü, Deyim mi? Değişim Meselesine Farklı Pencerelerden Bakmak
“Eski Hamam Eski Tas” Atasözü mü, Deyim mi?
“Eski hamam eski tas” sözünü günlük konuşmada o kadar sık duyuyoruz ki, çoğumuz bunun atasözü mü yoksa deyim mi olduğunu ayrıca düşünmüyoruz. Ben de bu ifadeyi ilk duyduğumda atasözü olduğunu sananlardanım. Çünkü cümle biçiminde söyleniyor ve tek başına bir durumu oldukça güçlü biçimde anlatıyor. Fakat sözlük kaynaklarına bakıldığında durum farklı: “Eski hamam eski tas” atasözü değil, deyimdir. Türk Dil Kurumu sözlüklerinde bu ifade “hiçbir şeyi değişmemiş, eski durumda kalmış” anlamıyla veriliyor.
Burada bence asıl ilginç nokta, sözün atasözü mü deyim mi olduğundan biraz daha ileride başlıyor. Çünkü “eski hamam eski tas” yalnızca dilbilgisel bir sınıflandırma meselesi değil; aynı zamanda değişim, alışkanlık, toplumsal beklenti ve kişisel deneyim hakkında da düşündürüyor.
Peki bir kişinin “Burada hiçbir şey değişmemiş” demesiyle, başka bir kişinin “Aslında bazı şeyler değişti ama görünür değil” demesi neden farklı olabilir? Dahası, bu farklılıkları erkeklerin ve kadınların bakış açıları üzerinden konuşmak mümkün mü? Bence mümkün, fakat bunu “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” gibi kalıplara düşmeden yapmak gerekiyor.
Atasözü ile Deyim Arasındaki Temel Fark
Önce kavramları netleştirelim. Atasözleri genellikle toplumun uzun deneyimlerinden süzüldüğü kabul edilen, çoğu zaman genel bir yargı veya öğüt bildiren kalıplaşmış sözlerdir. Deyimler ise çoğunlukla bir durumun, davranışın veya düşüncenin etkili ve mecazlı biçimde anlatılmasını sağlar.
“Eski hamam eski tas” ikinci gruba giriyor. Ömer Asım Aksoy’un Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü üzerine yapılan akademik çalışmalarda da bu ifade açık biçimde deyimler arasında gösteriliyor. Bir dil araştırmasında Türkiye Türkçesindeki kullanımının yanı sıra Bulgaristan, Kosova ve Makedonya Türkçelerindeki benzer biçimleri de kaydedilmiş durumda.
Anlamı oldukça basit: Bir şey değişmesi beklenmesine rağmen eskisi gibi kalmışsa “eski hamam eski tas” denir.
Örneğin yeni yönetici gelir, çalışanlar büyük bir dönüşüm bekler ama birkaç ay sonra işlerin yine aynı şekilde yürüdüğü görülür. “Yeni yönetici geldi ama eski hamam eski tas” denebilir.
Burada bir öğüt yoktur. “Şunu yapmalısın” denmez. Geleceğe yönelik genel bir hüküm de kurulmaz. Sadece mevcut durum tarif edilir. Bu nedenle atasözü değil, deyim olması daha isabetlidir.
Peki Neden Bu Söz Bize Bu Kadar Tanıdık Geliyor?
Çünkü değişim beklentisi ile gerçek hayattaki değişim arasında sık sık fark oluşuyor.
Bir şirket yeni bir sistem kuruyor ama çalışanların günlük alışkanlıkları değişmiyor. Bir belediye yeni projeler açıklıyor fakat vatandaşın gündelik deneyiminde fark oluşmuyor. Bir aile “artık bazı şeyleri farklı yapacağız” diyor ama birkaç ay sonra herkes eski rollerine dönüyor.
İşte “eski hamam eski tas” tam bu noktada devreye giriyor.
Fakat burada önemli bir ayrım var: Değişimin gerçekleşmemesi ile değişimin görünür olmaması aynı şey değil.
Örneğin bir iş yerinde yönetim yazılımı değişmiş olabilir. Erkek bir çalışan buna bakarak “Yeni sistemin maliyetleri düştü mü, işlem süresi kısaldı mı?” diye sorabilir. Kadın bir çalışan ise aynı değişimin ekip içi iletişimi, iş yükünü veya aile hayatıyla çalışma arasındaki dengeyi nasıl etkilediğini öne çıkarabilir.
Bu örnek, erkeklerin mutlaka objektif, kadınların mutlaka duygusal olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, aynı değişimin farklı sonuçlarını ölçen iki farklı değerlendirme biçimini gösterir.
“Erkekler Objektif, Kadınlar Duygusal” Genellemesi Gerçekten Doğru mu?
Bu konuya özellikle dikkat etmek gerekiyor. Çünkü günlük hayatta “erkekler mantığıyla, kadınlar duygularıyla hareket eder” şeklinde çok yaygın bir söylem var. Ancak psikoloji araştırmaları, kadınlar ve erkekler arasındaki farkların popüler kültürde anlatıldığı kadar büyük ve keskin olmadığını gösteriyor.
Janet Shibley Hyde’ın 46 meta-analizi inceleyen “Gender Similarities Hypothesis” çalışması, kadınların ve erkeklerin psikolojik özelliklerinin büyük bölümünde benzerliklerin baskın olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre bazı alanlarda farklılıklar bulunsa da bunların büyüklüğü bağlama ve yaşa göre değişebiliyor.
Dolayısıyla “eski hamam eski tas” sözünü açıklarken erkekleri “veri insanı”, kadınları ise “duygu insanı” şeklinde iki kutba ayırmak bilimsel açıdan savunulabilir bir yaklaşım değil.
Yine de toplumsal deneyimler arasında bazı farklılıklar bulunabiliyor.
Örneğin Pew Research Center’ın 2024 yılında 6.204 ABD yetişkiniyle yaptığı araştırmada kadınların erkeklere kıyasla arkadaşlarına, annelerine ve diğer aile üyelerine duygusal destek için başvurma ihtimalinin daha yüksek olduğu görüldü. Kadınların %54'ü ihtiyaç duyduğunda bir arkadaşına duygusal destek için başvurmasının çok veya son derece muhtemel olduğunu söylerken bu oran erkeklerde %38 oldu. Ruh sağlığı uzmanına başvurma konusunda da kadınlarda oran %22, erkeklerde %16 olarak ölçüldü.
Bu veriler “kadınlar duygusaldır” sonucunu kanıtlamıyor. Daha dar ve savunulabilir bir şey söylüyor: Bu araştırmanın kapsadığı ABD toplumunda kadınlar, belirli sosyal destek ağlarını erkeklerden daha sık kullanıyor.
Bu ayrım çok önemli.
Aynı “Eski Hamam Eski Tas” Durumuna Erkek ve Kadın Nasıl Bakabilir?
Bir örnek üzerinden düşünelim.
Bir aile yıllardır ev işlerinin dağılımından şikâyet ediyor. Herkes konuşuyor, yeni bir düzen kurulacağı söyleniyor fakat birkaç hafta sonra işler yeniden eski biçimine dönüyor.
Veri odaklı yaklaşan bir kişi şöyle bakabilir:
“Konuşmadan sonra kim hangi işi kaç kez yaptı? Önceki aya göre dağılım gerçekten değişti mi? İş yükü saat olarak azaldı mı?”
Bu yaklaşımın cinsiyeti yoktur. Fakat geleneksel olarak erkeklerin bazı meselelerde ölçülebilir sonuçları daha fazla vurgulaması beklenebilir.
Başka bir kişi ise şöyle sorabilir:
“Bu düzen yüzünden evde kim kendisini değersiz veya yalnız hissediyor? Sürekli hatırlatma yapmak zorunda kalan kişi kim? Görünmeyen zihinsel yük kimin üzerinde?”
Bu da cinsiyete özgü bir düşünme biçimi değildir. Ancak kadınların bakım ve ev içi sorumluluklarla daha fazla karşılaşabildiği toplumsal koşullar, bazı kadınların bu tür etkileri özellikle görünür kılmasına yol açabilir.
“Eski Hamam Eski Tas” Atasözü mü, Deyim mi?
“Eski hamam eski tas” sözünü günlük konuşmada o kadar sık duyuyoruz ki, çoğumuz bunun atasözü mü yoksa deyim mi olduğunu ayrıca düşünmüyoruz. Ben de bu ifadeyi ilk duyduğumda atasözü olduğunu sananlardanım. Çünkü cümle biçiminde söyleniyor ve tek başına bir durumu oldukça güçlü biçimde anlatıyor. Fakat sözlük kaynaklarına bakıldığında durum farklı: “Eski hamam eski tas” atasözü değil, deyimdir. Türk Dil Kurumu sözlüklerinde bu ifade “hiçbir şeyi değişmemiş, eski durumda kalmış” anlamıyla veriliyor.
Burada bence asıl ilginç nokta, sözün atasözü mü deyim mi olduğundan biraz daha ileride başlıyor. Çünkü “eski hamam eski tas” yalnızca dilbilgisel bir sınıflandırma meselesi değil; aynı zamanda değişim, alışkanlık, toplumsal beklenti ve kişisel deneyim hakkında da düşündürüyor.
Peki bir kişinin “Burada hiçbir şey değişmemiş” demesiyle, başka bir kişinin “Aslında bazı şeyler değişti ama görünür değil” demesi neden farklı olabilir? Dahası, bu farklılıkları erkeklerin ve kadınların bakış açıları üzerinden konuşmak mümkün mü? Bence mümkün, fakat bunu “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” gibi kalıplara düşmeden yapmak gerekiyor.
Atasözü ile Deyim Arasındaki Temel Fark
Önce kavramları netleştirelim. Atasözleri genellikle toplumun uzun deneyimlerinden süzüldüğü kabul edilen, çoğu zaman genel bir yargı veya öğüt bildiren kalıplaşmış sözlerdir. Deyimler ise çoğunlukla bir durumun, davranışın veya düşüncenin etkili ve mecazlı biçimde anlatılmasını sağlar.
“Eski hamam eski tas” ikinci gruba giriyor. Ömer Asım Aksoy’un Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü üzerine yapılan akademik çalışmalarda da bu ifade açık biçimde deyimler arasında gösteriliyor. Bir dil araştırmasında Türkiye Türkçesindeki kullanımının yanı sıra Bulgaristan, Kosova ve Makedonya Türkçelerindeki benzer biçimleri de kaydedilmiş durumda.
Anlamı oldukça basit: Bir şey değişmesi beklenmesine rağmen eskisi gibi kalmışsa “eski hamam eski tas” denir.
Örneğin yeni yönetici gelir, çalışanlar büyük bir dönüşüm bekler ama birkaç ay sonra işlerin yine aynı şekilde yürüdüğü görülür. “Yeni yönetici geldi ama eski hamam eski tas” denebilir.
Burada bir öğüt yoktur. “Şunu yapmalısın” denmez. Geleceğe yönelik genel bir hüküm de kurulmaz. Sadece mevcut durum tarif edilir. Bu nedenle atasözü değil, deyim olması daha isabetlidir.
Peki Neden Bu Söz Bize Bu Kadar Tanıdık Geliyor?
Çünkü değişim beklentisi ile gerçek hayattaki değişim arasında sık sık fark oluşuyor.
Bir şirket yeni bir sistem kuruyor ama çalışanların günlük alışkanlıkları değişmiyor. Bir belediye yeni projeler açıklıyor fakat vatandaşın gündelik deneyiminde fark oluşmuyor. Bir aile “artık bazı şeyleri farklı yapacağız” diyor ama birkaç ay sonra herkes eski rollerine dönüyor.
İşte “eski hamam eski tas” tam bu noktada devreye giriyor.
Fakat burada önemli bir ayrım var: Değişimin gerçekleşmemesi ile değişimin görünür olmaması aynı şey değil.
Örneğin bir iş yerinde yönetim yazılımı değişmiş olabilir. Erkek bir çalışan buna bakarak “Yeni sistemin maliyetleri düştü mü, işlem süresi kısaldı mı?” diye sorabilir. Kadın bir çalışan ise aynı değişimin ekip içi iletişimi, iş yükünü veya aile hayatıyla çalışma arasındaki dengeyi nasıl etkilediğini öne çıkarabilir.
Bu örnek, erkeklerin mutlaka objektif, kadınların mutlaka duygusal olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, aynı değişimin farklı sonuçlarını ölçen iki farklı değerlendirme biçimini gösterir.
“Erkekler Objektif, Kadınlar Duygusal” Genellemesi Gerçekten Doğru mu?
Bu konuya özellikle dikkat etmek gerekiyor. Çünkü günlük hayatta “erkekler mantığıyla, kadınlar duygularıyla hareket eder” şeklinde çok yaygın bir söylem var. Ancak psikoloji araştırmaları, kadınlar ve erkekler arasındaki farkların popüler kültürde anlatıldığı kadar büyük ve keskin olmadığını gösteriyor.
Janet Shibley Hyde’ın 46 meta-analizi inceleyen “Gender Similarities Hypothesis” çalışması, kadınların ve erkeklerin psikolojik özelliklerinin büyük bölümünde benzerliklerin baskın olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya göre bazı alanlarda farklılıklar bulunsa da bunların büyüklüğü bağlama ve yaşa göre değişebiliyor.
Dolayısıyla “eski hamam eski tas” sözünü açıklarken erkekleri “veri insanı”, kadınları ise “duygu insanı” şeklinde iki kutba ayırmak bilimsel açıdan savunulabilir bir yaklaşım değil.
Yine de toplumsal deneyimler arasında bazı farklılıklar bulunabiliyor.
Örneğin Pew Research Center’ın 2024 yılında 6.204 ABD yetişkiniyle yaptığı araştırmada kadınların erkeklere kıyasla arkadaşlarına, annelerine ve diğer aile üyelerine duygusal destek için başvurma ihtimalinin daha yüksek olduğu görüldü. Kadınların %54'ü ihtiyaç duyduğunda bir arkadaşına duygusal destek için başvurmasının çok veya son derece muhtemel olduğunu söylerken bu oran erkeklerde %38 oldu. Ruh sağlığı uzmanına başvurma konusunda da kadınlarda oran %22, erkeklerde %16 olarak ölçüldü.
Bu veriler “kadınlar duygusaldır” sonucunu kanıtlamıyor. Daha dar ve savunulabilir bir şey söylüyor: Bu araştırmanın kapsadığı ABD toplumunda kadınlar, belirli sosyal destek ağlarını erkeklerden daha sık kullanıyor.
Bu ayrım çok önemli.
Aynı “Eski Hamam Eski Tas” Durumuna Erkek ve Kadın Nasıl Bakabilir?
Bir örnek üzerinden düşünelim.
Bir aile yıllardır ev işlerinin dağılımından şikâyet ediyor. Herkes konuşuyor, yeni bir düzen kurulacağı söyleniyor fakat birkaç hafta sonra işler yeniden eski biçimine dönüyor.
Veri odaklı yaklaşan bir kişi şöyle bakabilir:
“Konuşmadan sonra kim hangi işi kaç kez yaptı? Önceki aya göre dağılım gerçekten değişti mi? İş yükü saat olarak azaldı mı?”
Bu yaklaşımın cinsiyeti yoktur. Fakat geleneksel olarak erkeklerin bazı meselelerde ölçülebilir sonuçları daha fazla vurgulaması beklenebilir.
Başka bir kişi ise şöyle sorabilir:
“Bu düzen yüzünden evde kim kendisini değersiz veya yalnız hissediyor? Sürekli hatırlatma yapmak zorunda kalan kişi kim? Görünmeyen zihinsel yük kimin üzerinde?”
Bu da cinsiyete özgü bir düşünme biçimi değildir. Ancak kadınların bakım ve ev içi sorumluluklarla daha fazla karşılaşabildiği toplumsal koşullar, bazı kadınların bu tür etkileri özellikle görünür kılmasına yol açabilir.